Diyarbakır annelerinin dramını anlatan ‘Sesler ve Yüzler’ filmi Boğaziçi Film Festivali’nde gösterildi

Diyarbakır annelerinin dramını anlatan “Sesler ve Yüzler” filminin özel gösterimi, 11. Boğaziçi Film Festivali’nde yapıldı.

Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Anadolu Ajansının (AA) global iletişim ortağı olduğu festival kapsamındaki gösterim, Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleşti.

Gösterime, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Sevim Sayım Madak, filmin yapımcısı, yazar ve eski Milletvekili Orhan Miroğlu, yönetmen Yasemin Çekiç, filmin danışmanı Dr. Öğretim Üyesi Nurcan Özkaplan Yurdakul ile 5 Diyarbakır annesi katıldı.

Gösterimin ardından moderatörlüğünü festivalin Artistik Direktörü Samed Karagöz’ün yaptığı söyleşi gerçekleştirildi.

Söyleşide konuşan Bakan Yardımcısı Madak, belgeseli izlerken hem çok duygulandığını hem çok etkilendiğini dile getirdi.

Konunun sadece Doğu’nun meselesi olmadığını, devlet olarak her zaman annelerin yanında olduklarını belirten Madak, herkesi vicdanlı, merhametli olmaya, empati kurmaya ve adalet mekanizmasına katkı sağlamaya davet etti.

“Bu hikayeler bizim iç yaralarımız”

Orhan Miroğlu belgeselle iç sorunlara bakmak istediklerini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

“Burada anlatılan hikayeler, bizim iç yaralarımız aslında. Yıllardır kanamaya devam ediyor. Sebepleri üzerinde çok durduk, nedenlerini çok konuştuk ama ünlü bir yazarın söylediği gibi, başkalarının acısına bakmak farklı bir şey. Bu belgeselde biz bunu denedik. ‘Sesler ve Yüzler’ aslında Diyarbakır ile sınırlı değil. İstanbul’dan Hakkari’ye kadar uzanan zamanlardan bahsediyoruz. Bu bir şekilde devam ediyor aslında. Toplum ne kadar hissediyor, ne kadar ilgileniyor, onu görmek mümkün değil. 25-30 yıldır, bu acılara bakmaya çalışan bir arkadaşınızım ben. Bu konuda kitaplar yazdım, söyleşiler yaptım, makaleler yazdım. Acı çeken, yas tutan insanların, annelerin, babaların, kardeşlerin, eşlerin sesini duyurmaya çalıştım. Ne kadar başardım bu filmde, bilmiyorum.”

Acılara Diyarbakır’dan bir mikrofon tutmak istediklerini dile getiren Miroğlu, film için oyuncu bulamadıklarını aktararak, şunları söyledi:

“Hacire anayı oynayacak bir oyuncu bulamadık maalesef. Farklı arayışlarımız olsa belki bulurduk ama kendi arayışlarımızdan sonuç alamadık. Bu korku atmosferi maalesef sanat, edebiyat camiasında da süren bir şey. Hele de Diyarbakır’a gittiğinizde bunu zaten hissedersiniz. Diyarbakır’ın, deyim yerindeyse, varoşlarında benzer korkuyu hissedersiniz. Annelerimizin bazıları burada çok güzel ifade etti.

Aslında bizim niyetimiz, Diyarbakır merkezli bir çalışma yapmaktı fakat sonra baktık ki, sadece Diyarbakır, bu film için yetmeyebilir. Dolayısıyla Van’a uzandı arkadaşlarımız. Bitlis’e, Muş’a, Hakkari’ye, Mardin’e gittiler ve orada 80-90’a yakın röportaj gerçekleştirdiler. Filmin montaj işlerini İstanbul’da yaptık.”

Miroğlu, Yasemin Çekiç’in çok emek verdiğinin altını çizerek, şunları aktardı:

“Bana bazen bazı kitaplarımı soruyorlar, ‘Nasıl yazdın?’ diye. Bilhassa ‘cumartesi anneleri’ni anlatan, ‘Her Şey Bitti Ana’ya Söyleyin’ kitabını. Bu da farklı bir açı. Ama hepsi aynı, bizim iç yaralarımızdan biri. Bana sordukları zaman, hem yazdım hem ağladım diyordum. Zannediyorum Yasemin de öyle oldu. Çok emek verdi. Çok teşekkür ediyorum. Çünkü hikayeyi buluyorsunuz ama hikayeye bir biçim, şekil vermek ve orada bu işe katkı sunacak arkadaşlarımıza çok da emin olamıyoruz. Çünkü biz mağdurlarda bir korku var. Ben de bir mağdur olarak herhalde konuşmaya hakkım var. Diyarbakır cezaevinde…”

“Her annenin acısı çok derin”

Yönetmen Yasemin Çekiç de bölgede yaşayan biri olmadığının altını çizdi.

Bir anne olduğunu ve annelerin annelere, kadının kadına yakınlığını hissederek bugüne kadar yaptığı her işte içtenlik ve samimiyet aradığını dile getiren Çekiç, “Annelerimizin röportajlarını dinlerken ne yapacağımı şaşırdım. Çok duygulandım ve nasıl yardım edebilirim diye de düşündüm. Mücadelelerini en iyi şekilde bu belgeselde yansıtmak ve izleyiciye verebilmek amacımdı. Konuyu ‘Kayıp’, ‘Tuzak’, ‘Azim’ ve ‘Kurtuluş’ başlıklarıyla bölerek anlattım. Çok fazla anneye yer vermek istedim. Her annenin acısı çok derin. Herkesin acısını anlatmak isterdim fakat ancak bu kadar yetişebildim.” diye konuştu.

Belgeselin içerik danışmanlığını üstlenen Dr. Öğretim Üyesi Nurcan Özkaplan Yurdakul, tarihçi kimliğiyle meseleyle ilgilendiğini aktardı. Türklerle Kürtlerin bin yıllık bir tarihi geçmişi olduğunu vurgulayan Yurdakul, bunu kitaplarında da yazmaya çalıştığını dile getirdi.

Festival programına ve detaylı bilgiye “www.bogazicifilmfestivali.com” ile festivalin sosyal medya hesapları üzerinden erişilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir