Bir Suriye portresi

Suriye: Bir Manzara, Bir Acı Gerçek

Şilili şair Nicanor Parra’nın bir zamanlar yazdığı bir şiirinde geçen sözler şöyle:

“Bir ülke olduğumuzu sanıyoruz ama gerçekte bir manzaradan ibaretiz sadece.”

Bu dizeler, Şili’nin batısını Büyük Okyanus, doğusunu ise And Dağları ile çevrili manzarasını düşündüğünde yazılmış olabileceğini düşündürüyor. Bu manzaranın bir parçası olan üzüm bağları da bu düşünceyi güçlendiriyor. Ancak, evraklar, bürokrasi, numaralar, unvanlar gibi cansız unsurların dışında kalan tüm “canlı şeylerle” düşünebilme yetisi, ayrıcalıklı bir durum gibi algılanıyor.

Suriye ise uzun süredir benzer bir manzara gibi. Çölde ilerleyen silahlarla dolu pikaplar, yıkık binalar arasında silah sesleri, kaotik ve belirsiz bir ortamı yansıtan bir film sahnesi gibi…

Bir kamyonetin içinde hücum yeleği giymiş adamlar, öfke dolu bir durumu betimleyen bir tablo çiziyorlar. Kimin niçin ateş ettiği belirsizken, kargaşanın içinde beklenmeyen olaylar peşi sıra gelişiyor.

Suriye, uzun zamandır bir karmaşanın, korkunun ve çaresizliğin yansıması gibi. Ülkeyi terk edenlerin göçleri, muhacirlerin zor durumu, insanlık dramının bir parçası. Süper güçlerin menfaatleri için savaş alanına dönen topraklar, umutsuzluk ve yıkım…

Suriye, acı gerçekleriyle yüzleşen bir ülke. Umutlarla dolu olmak istiyor belki, ancak tarihi yaraları ve yaşanan trajediler bunun önünde engel teşkil ediyor. Kendi halkının acılarını göz ardı eden yönetimler, ülkenin geleceği için umutsuz bir tablo çiziyorlar.

Suriye’nin geleceği belirsiz. Ancak, tarihin izleri silinmez. İnsanlık, bu acı gerçekleri asla unutmayacak…